Üniforma gönlünce davranma salahiyeti tanımaz!

Üniforma gönlünce davranma salahiyeti tanımaz! Posted on 13 Haziran 2026 13 Haziran 2026 by Yusuf Arslan Genç kadın yüklü bir miktar parayı Türkiye’den İtalya’ya götürme teklifine “Evet” dediğinde bir şekilde narkotik şebekesine dahil olacağını biliyor muydu? 28 yaşındaki Rovigo’lu Maria Basco ’nun İtalya’da beraber yaşadığı Filippo ’yla mutlu bir ilişkileri vardı, lakin ekonomik durumları muhakkak ki pek parlak değildi! Bedavaya sağlanan biletle Maria İstanbul’a uçtu fakat bir süre sonra bir narkotik şube operasyonu sırasında polis tarafından tevkif edildi ve kuryelik suçlamasıyla Bayrampaşa (Sağmalcılar) cezaevine kapatıldı. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra hapishanenin tuvaletinde intihar ettiği haberi geldi. Gerçi kendisiyle alakadar olması beklenen diplomatik temsilcilik mesuliyetlerini yerine getirmiş, görevililer onu sık sık ziyaret etmişti; lakin depresif bir hâlde olduğunun hakikati yeterince dikkate alınmış mıydı? Bu malumatı hassasiyet göstererek cezaevi yönetimiyle paylaşmaları acaba fayda eder miydi? Aslında, tutuklandıktan kısa bir süre sonra Rovigo’daki sevgilisi Filippo’nun overdozdan öldüğü haberi geldiği andan itibaren Maria zaten toparlanamamıştı. Onu hayata bağlayan son şey en azından Filippo’nun çocuğunu taşıdığına dair ümidiydi; öyle olmadığını anlamasıyla da, avukatına ifade etmiş olduğu şekilde: “Onsuz yaşamanın hiçbir manası yok” cümlesi ağzından dökülüvermişti… “Mahpusluk (La détention/Detention)” adlı belgeselde bir mahkûm içine kapandığında, depresif davranış biçimleri sergilediğinde, intihara meyilliymiş gibi göründüğünde cezaevi gardiyanlarının vaziyete hızla müdahale etmeleri gerektiği gözümüze sokuluyor. Halen devam etmekte olan Cannes’ın ACID seksiyonunda yer alan 2026 Fransa yapımı 132 dakikalık belgesel seyirciyi Fransa’nın cezaevi gardiyanları yetiştiren akademisine misafir ediyor. Filmin yönetmeni Guillaume Massart ’ın adını sinematografi ve Simon Kansara ile beraber senaryo hanesinde de görüyor ve hakkını teslim ediyoruz. Bazı diyarlarda muhakkak ki mümkün olmayacak bir rahatlıkla kendini teşhir eden, hatta belki günah çıkaran Fransa’daki devlet kurumunun zayıf noktaları kadar, teoride kalmadığı sürece takdir edilecek yanları da tek tek arzıendam ediyor. “Sesiniz tek silahınız!” Belgeselin başındaki gayet uzun sekansta acemi gardiyan adayları eğitmenin dersi üç saat ayakta yapma “tehdidi”yle karşı karşıya kalıp deyim yerindeyse sınanıyorlar. Bunun disiplinli ortamda emirlere mutlaka itaat etme zaruretinin bir parçası olarak algılayanlar da var, saçma bulup çaktırmadan sorgulayan da. Eğitmen otoritesini pekiştirirken gardiyan adaylarının hislerini açıkça itiraf etmelerini istiyor. Kimi mevzubahis emri manasız buluyor, kimi kösteklenmeye ve ardından öfkeye yol açabileceğini belirtiyor. Bu egzersizin aslında gardiyanların mesleklerini ifa ederken istikbalde muhtemelen uzun süreler ayakta kalmalarına dair bir hazırlık oluşturması bir yana öğrenciler bunun esasen mahkûmlarla iletişim kurduklarında onlarla özdeşleşmeye yönelik pedagojik bir “numara” olduğunu öğreniyor, bundan çıkarılacak empatik argümanlara odaklanıyor; akabinde öğrencilerin sandalyelerine oturmalarına nihayet müsaade ediliyor. Muhtelif eğitmenlerin uzmanlık alanlarına uygun olarak verdikleri derslerde gardiyan adaylarının mahkumlara yönelik ellerindeki tek silahın şahsi sesleri olduğu söyleniyor; sesleri, disiplini sağlamak, emirleri yerine getirtmek, karşılarındakileri sakinleştirmek veya ikna etmek için en zaruri “alet” statüsüne yükseltiliyor. Filmlerde ve televizyonda görmeye alışkın oldukları turuncu üniformalı, ayakları zincirle bağlı mahkûm ve belinde kelepçe, elinde cop veya silahla dolaşan fantastik gardiyan imajlarını unutmaları gerektiği de hafiften dalga geçilerek öğrencilere aktarılıyor. Belgeselde gardiyan adaylarına sık sık öz savunma tekniği antrenmanları yaptırılırken, pratikte gardiyanların mahkûmlara asgari zarar verecek taktikleri istikbalde muvaffakiyetle ifa etmelerine dair seyircinin dileği

Author: Ece Kurt